5.2.2009 ·
GÜNLERDEN pazar, mevsimlerden sonbahardı. Adamın gönlü daraldı. Telaşla attı kendini sokağa. Yolu nereye gidecek, nerede bitecek bilmiyordu. Bilmeden yürüdü, yürüdü. Bir saat kulesinin önünde bitti bilinçsiz yürüyüşü.
Saate bakakaldı adam. Dalıp gitti. Saat yuvarlaktı. Tıpkı üzerinde seyelan ettiği dünya gibi. Akrep ve yelkovan da sanki dünyanın güneş etrafındaki dönüşü gibi saatin içinde dönüp durmaktaydı. Dünya güneşin, güneş samanyolunun etrafında.
Sordu adam: “Ben neyin etrafında dönmekteyim?”
Yelkovana takıldı gözü. Acelesi olan, sanki dönmezse dünyanın dönüşüne ayak uyduramamaktan korkan, zamanı kaybedeceğini bilen bir derviş misali. Cazibeyle dönmekteydi dairenin içinde. Her dönüşünde bir saat geçmekteydi ömründen, sermayesinden. Ve fakat vazgeçemiyordu dönmekten sermayesinin eridiğini bile bile. Buna mecburdu.
Akrep ise daha temkinli görünüyordu. Saat kadranındaki dönüşünü günde iki kez yapabiliyordu. Onun iki dönüşüyle bir gün tamam oluyordu. Ömründen bir gün gidiyordu. Durmuyordu. “Tıpkı hayat gibi” dedi adam. Kendine çevirdi gözlerini. Kendisi de hayat dairesinde dönüp durmakta değil miydi? Zaman zaman aceleci adımlarla, yelkovan gibi, kimi zaman da akrep gibi temkinli. Ne yapsın ki insan aceleciydi, adımları hızlı ve acemiceydi. Günleri, saatleri, anları bir bir gidiyordu. Sanki bir an vardı yetişeceği; hayatı oraya doğru akıyordu. Geriye dönüş ise mümkün değildi, hızla tükeniyordu zaman.
Daha dün çocuk değil miydi, mahallede umarsız koşuşturan? Dün değil miydi, güzel bir okulu bitirip mükemmel bir iş bulan? Dün değil miydi çok paralar kazanıp güzel evlerde oturan? Ne olmuştu da şimdi birden zamanın farkına varmıştı? ADAM, iki hafta önce hiç sebep gösterilmeden işine son verilişini hatırladı. Daha düne kadar işyerinde vazgeçilmez biri iken, bu prestiji sona ermişti. Ağır geldi ona vazgeçilir olmak. Günlerce evden dışarı çıkmadı. İş başvurusu da yapmamıştı hiçbir yere. Belki yanlışlık olmuştu da, yeniden çağıracaklarmış gibi bekliyordu. Beklediği haber gelmiyordu. Çok bunalmıştı. Üstelik evinin önündeki ağaçlar sararmıştı. Kendine baktı. Yüzünde daha önce fark etmediği ince çizgiler gördü. Saçlarına ak teller düşmüştü, o fark etmeden. Gençliğinin bitmeye başladığının işaretiydi bunlar. Nasıl da bunalmıştı. Gitmeyecek sandığı gençlik, bohçasını toplamaya başlamıştı işte. Bohça toplanıp bağlandığında ise, adam fark etmeyecekti bile gençlik denen misafirinin evinden çoktan gittiğini...
HÜZÜNLENDİ adam. Ne olacaktı sonu? Sonsuzluk mu? Sonsuz mutluluk mu? Sonsuz bir bedbahtlık mı? Hiçlik mi? Karanlık mı? Ne olacaktı şimdi?
Zaman ve ömür nazlı bir çiçek gibi solmaktaydı. “Sermayesi tükenen adama bir yardım yok mu?” dedi içinden feryat ederek. Daha önce bu feryadı bir hikayenin içinde duymuş, ama üzerine almamıştı. Hatırlamıyordu hangi büyük zattı, sokakta buz satan bir adamın “Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin!” dediğini duyunca bayılmıştı. Ayıldığında talebeleri bu halin hikmetini sorunca, “Buz satıcısı sermayesi erirken yardım istediği halde, ben ömür sermayem eriyip duruyorken ve Rabbim beni kârlı bir ticarete davet ederken, icabet etmekte gecikmekteyim. Bu ağır yükle bayıldım.” demişti.
“Sermayem erirken nasıl kârlı bir ticarete dönüştüreceğim onu,” dedi adam. Davete icabet etmek şöyle dursun, çok genç olduğunu düşünüp ertelemişti, yanaşmamıştı. Şimdi icabet vakti miydi? İcabet etse, hâlâ davetli miydi? Alnı çatlıyordu düşünmekten. “Medet ya Rabbi!” dedi can havliyle. Gözlerinden yağmur gibi yaşlar boşanıyordu. Birden aklına yağmurla ilgili bir ayet meali geliverdi: “Gökten bereketli bir su indirdik ve kullarımız için rızık olsun diye onunla bağları, taneli ekinleri, salkımları üst üste binmiş yüksek hurma ağaçlarını bitirdik. O suyla ölü bir beldeye can verdik. İşte kabrinizden çıkışınız da böyle olacaktır.” (Kâf, 9-11)
Acaba, kuruyan toprağın yağmurla hayat bulması, bereketlenmesi gibi kendi kurumuş dünyası, çorak hayatı da rahmete kavuşup yeşerir miydi? Yeniden hayatı, hayat bulur muydu? Bütün bu sorularla göz yaşları da arttı, şükrü de. “Şükürler olsun Rabbim, beni Sana geri döndürdün.” dedi. Yüzünü Rabbine döndü, israf ettiği ömrü için af dileyip kalan vaktinin bereketlenmesine dua etti.
Semine Demirci
5.2.2009 ·

"Kurân-ı Sana farz kılan (Rabbin) elbette seni dönülecek yere döndürecektir."

"Rabbena, tarafından bize bir rahmet ihsan eyle, işimizden muvaffakiyet hazırla."

Bana bir genişlik ve çıkış yolu göster.

"Şüphesiz ki Allah ve melekleri (o sânı yüce) Nebî'ye salât etmektedir. Ey iman edenler, haydi siz de Ona salât edin ve güzelce selâm getirin."

Allah'ın (c.c.) tek ve çift varlıklar ile Onun eksiksiz bereketli kelimeleri adedince salâtı, selamı, tahiyyesi, rahmeti, bereketi; kulun, nebin, habibin ve resulün Ümmi Peygamber Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz'e, Onun âl ve ashabına olsun.

Kendisiyle düğümlerin çözüldüğü, sıkıntıların açılıp zail olduğu, ihtiyaçların yerine getirildiği, arzu, istek ve güzel neticelere ulaşıldığı, kerim yüzü suyu hürmetine yağmur istendiği Efendimiz Muhammed'e, Onun âl ve ashabına her göz açıp kapama, her nefes alıp verme, Sana malum herşey sayısınca kâmil salât ve eksiksiz selâm et Allahım.
Dua Mecmuası
5.2.2009 ·

...Allahım, Senin nezdindeki sırrı ve Sana doğru seyri hürmetine beni korktuklarımdan emin kıl, sürçme ve inhiraflanma istikamet ver, hüznümü ve hırsımı gider, benimle ol, Sana yönlendirmek üzere beni benden al, kendimden fâni olmakla beni rızıklandır, beni nefsimle imtihan etme, basar ve basiretimi beşerî hislerimle perdeleme. Her gizli sırrı bana aç, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hayy, yâ Kayyûm. (3 defa okunacak)

Allahım, sırların kendisinden fışkırdığı, nurların da yine kendisinden infilak ettiği, hakikatlerin kendisine yükseldiği (gerçek değerini bulduğu), Adem (as)'in ilimlerinin kendisine inip de mahlûkatı âciz bırakan, onun karşısında anlayışların zayıf kalıp ne bizden önce geçmiş ne de gelecek hiçbir kimsenin kendisini idrak edemediği O Zat'a salât et ki,..

...Melekût âleminin bahçeleri onun cemâlinin çiçekleri ile güzeldir; Ceberut âleminin havuzlan onun nurlarının feyziyle dolup taşmaktadır. "Vasıta olmasaydı, neticeye ulaşılmazdı." kaidesince, Ona bağlı olmayan hiçbir şey yoktur.Bu salât, Senden Ona, Senin şânına yakışır ve Onun da lâyık olduğu bir salât olsun.
Allahım, O, Senin Sana delâlet eden en câmî ismindır;
huzurunda kaim en büyük perdedârdır.

Allahım, beni Onun soyuna ilhak eyle, Onun sahip olduğu şerefe beni layık kıl. Onu bana öyle tanıt ki, bununla cehalet kanallarından kurtulup fazilet pınarlarından kana kana içeyim. Bana Onun yolu üzerinde, inayetinle kuşatılmış olarak huzuruna doğru giden yolda yardım et.

Beni bâtılın tepesine öyle bir indir ki, beynini dağıtayım. Beni ehadiy-yet deryalarına al, vahdet denizinin kaynağına garket; öyle ki, sadece onunla göreyim, onunla işiteyim, onunla bulayım, onunla hissedeyim.

Yâ Rabbi! En büyük perdedâr olan Hz. Muhammed (sav)'i ruhumun hayatı kıl. Onun ruhunu hakikatimin sırrı eyle, Onun hakikatini ilk hakkın gerçekleşmesi ile kaplayıcı kıl. Yâ Evvel, yâ Âhir, yâ Zahir, yâ Bâtın! Kulun Zekeriyya (as)'m nidasını işittiğin gibi benim nidamı da işit Allahım. Senin rızan yolunda bana yardım et. Senin rızan yolunda kudretinle beni destekle. Benimle Senin aranı birleştir; benimle Senden gayrılarının arasına gir Allah, Allah, Allah!
Dua Mecmuası
5.2.2009 ·

"Allah ve melekleri (O şanlı)Nebî'ye salât etmekte (Onun şerefini gözetmeye, yüceltmeye özen göstermektedir.)dir. Ey iman edenler, siz de Ona salât ve içtenlikle selâm edin."
Emret (Allahım);

Allahım, Efendimiz Hz. Muhammed'e ve Efendimiz Hz. Muhammed'in âline salât et ve o salât ile bizi bütün korkulardan ve âfetlerden koru, onunla bütün ihtiyaçlarımızı gider, bizi bütün günahlardan temizle, onunla bizi katında en yüce derecelere çıkar, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırlar adına en ileri hedeflere bizi ulaştır. Âmîn, ey dualara icabet eden (Allahım).Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

Allahım, Efendimiz Hz. Muhammed'e ve Onun âline, gece ile gündüzün birbirini izlediği, sabah ile akşamın birbirini takip ettiği, gece ile gündüzün art arda gelip durduğu ve iki kardeş yıldızlarının karşılıklı doğdukları müddetçe salât eyle.

Onun ruhuyla Ehl-i Beytinin ruhlarına tahiyye ve selamlarımızı ulaştır.

Ona ve Ehl-i Beytine merhamet et, bereket ihsan eyle, haşr ü karar gününe kadar çok çok selâm eyle.

Yâ İlâhenâ, bu salât ü selâmların her birerleri ile bizi bağışla, bize merhamet et ve bize lütufta bulun.

Allahım, nurlarının denizi, esrarının madeni, inayetinin gözdesi, hidayetinin güneşi, hazire-i kuds'ün nişanlı gözdesi, huzûrundakilerin imamı,..

...mahlûkatının en hayırlısı, mahlûkatının Sana en sevimlisi, kulun, habibin, resulün ve kendisiyle nebilere ve rasûllere hatime çektiğin Ümmî Nebî Efendimiz Hz. Muhammed ve sâir enbiyâ ile resullerin üzerine, Onun âli ve bütün ashabının üzerine, melâike-i mukarrabîninin, semâvât ve arzdaki salih kullarının Allah'ın rıdvanı onların ve bizim hepimizin üzerine olsun üzerine salât eyle. Âmin. Ve hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

Allahım, esrar semâsının güneşi, nurların mazharı, celâl yörüngesinin merkezi ve cemâl felekinin kutbu olan Hz. Muhammed'in lâtif ve biricik zâtına salât eyle,..
Dua Mecmuası
31.1.2009 ·

لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنت
مِنَ الظَّالِمِين
La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin
"Senden başka ibadete layık ilâh yoktur; senin şanın yücedir; ben zalimlerden oldum" (Enbiya, 21/87)
Hz.Yunus (a.s),kavminin inkarı karşısında,Allah’ın emrini beklemeden onları terk etmiş ve bir gemiye binmiş.Fırtına çıkınca kura çekmişler ve kura Yunus peygambere çıkmış.Gemidekiler de onu denize atmışlar.Sonra bu haldeyken onu balık yutmuş.
Yunus (a.s) denizin ortasında yapayalnızdı ve olabilecek bütün dehşetlerin içindeydi.Peygamber şuuruyla kendisini kurtaracak,korktuklarından emin edip,umduklarına kavuşturacak olanın kim olduğunu unutmadı.Rabbine iltica etti.
Çünkü biliyordu ki,deniz de,dağlar da,gece de,balık da,kendisi de Allah’ındı ve O’nun kullarıydı,mahluklarıydı.Bunların hepsini idare eden,çekip çeviren Allah idi.O biliyordu ki;her şeyin dizgini O’nun elinde,her şeyin anahtarı O’nun yanındaydı.
Sebeplerin faydasız olduğunu bilip her şeyden yüz çevirip doğrudan doğruya Rabbinden yardım istediği için de Allah,Yunus peygamberi selamete erdirdi.O’na zarar veren her şeyi hizmetkar yaptı.
Bediüzzaman Said-i Nursi Hz. İşte tam bu noktada Lem’alar isimli eserinde bu kıssa ile bizim hayatımız arasında öyle bir bağ kuruyor ki,Kur’an-ın Yunus peygamberden ve imanını ifade eden duasından bize bahsetmesinin bir hikmeti anlaşılıyor.
1.LEM’A’da dikkat çektiği gibi;güvende olmak isteyen,her türlü tehlikelerden uzak olmaya çalışan,tüm varlığının güvence altında olmasını isteyen ve bilen bir insanın,üç dayanağı vardır: Kendisi (nefsi),istikbali ve dünyası.
Üstad'ımın ifadesi ile,fırtınalı deniz,gece ve balık,Yunus peygamberin düşmanlarıydı.Bizim ise onun denizine bedel,şu ölümcül dünyamız;onun gecesine bedel,istikbalimiz;onun balığına bedel heva-yı nefsimiz bize düşman hükmündeler.
Fakat arada farklar var.Yunus peygamberin düşmanları sadece onun dünya hayatına zarar verirken,bizim düşmanlarımız hem dünyamızı hem de ebedi hayatımızı tehlikeye sokuyor.Halimiz Yunus peygamberin o halinden bin kat daha tehlikeli,dehşetli ve vahimdir.
Üstad’ım Said Nursi Hz. korktuklarımızdan emin edecek,umduklarımıza kavuşturacak tek merciin Allah’ın (C.C) kudreti ve şefkati olduğunu gösteriyor.
Ve bu duaya ne kadar çok ihtiyacım olduğunu hissediyorum.
« Önceki ::